Mars a adam gönderecekmiş. Sadece bir kişi gidebilecek, giden de geri dönemeyecekmiş. İlk aday olan mühendise bu iş için ne kadar isteyeceğini sormuşlar: - 1 Milyon Dolar demiş ve eklemiş - kızılhaça bağışlayacağım. İkinci aday olan doktora da aynı soruyu sormuşlar. Doktor: - 2 Milyon Dolar demiş. - Bir milyonunu aileme bir milyonunu da tıbbi araştırmalara bağışlayacağım. Üçüncü aday olan Temel aynı soruya - 3 Milyon Dolar diye cevap verince yetkililer diğerleri bu kadar az isterken kendisinin neden 3 milyon dolar istediğini sormuşlar. Temel yetkililere doğru eğilmiş, kısık bir sesle: - 1 milyonunu ben alırım, 1 milyonunu size veririm, mühendisi de Mars a göndeririz
SANA MABEDIM DIYORUM Tutamaz yuregimi artik hic bir sey , durduramaz hayalerimi gecenin zifiri karanliklari yuregim susmaz olmus sesizligin cigliklari duyulmaz olmus mehtap yine bugece en guzel gulumseyisinde ilkez korkusuzca bakiyorum gokyuzune yuregim gulumsuyor gokteki tum yildizlara ve ben sas ...
Devamı...
Günün Sözü
Her gün ömür kitabının bir ,
sahifesidir. Bu sahifelere en iyi şeylerden, eserlerden başka bir şey
Tenimizdeki çizik olmadan nasıl anlamıyorsak canımızın incinebilirligini, pismanlıgın sızısı olmadan fark edemiyoruz içimizde saklı masumiyetin kırılganlıgını.
Sessizce akıp giden suyun önüne çıkan bir çaglayan yahut kaya gibi suçlarımız; vicdanımızın sessiz bekçiligini hatırlatırlar bize, girdaplar, fırtınalar katarlar masum sandığımız hayatımıza. Kendimizi masum ve günahsız, hatasız ve kusursuz bildiğimizde kalınlasıveren, kalınlastıkça da ruhumuzu sagırlıga hapseden demir perdeyi yıkar günahlar. Dokunulmazlıgımız üzerine kurdugumuz sırça sarayın yıkılısını haber verir içimizde yükselen “ah!”lar. Gururun kalesinin yangına verilisine denk düser hatamızın utancını kıpkızıl yüzümüze tasıdıgımız anlar. Pismanlıgın o kekremsi tadı, o akrepsi sokulganlıgı utançla tanıstırır bizi. Utançla tanıstıgımızda da, utanabilen yanımızla, içimizde suskunca bekleyen vicdanımızla bulusuruz ilk defa. Film gibi hani… Sevdigimizle çarpısmak gibi köse basında; defterler kitaplar dagılırken havada, kalpler bulusur, gözler el ele tutusur ya. O hata; o sakarlık, o dikkatsizlik, o sürçme, o ayak kayması, o kaza, utanabilen yanımızla tanıstırır bizi. “Ah!” ettiren her günah, bagıslanmanın ve affın, rahmetin ve gufranın serin pınarlarına susatır bizi.
Hiç istemeden olmus gibi, kaza ile degmis gibi sokulur günah ve kirler ruhumuzun billur sularına. Paslı bir bıçak gibi bulandırıverir kalbin duru ayazmalarını. Sular üzerinde rüzgâr ürpertisi gibi, dudaklarımızda içli yakarısların kıpırtısını baslatır hatalar. Yagmurun çöllerin kumunu yarması gibi, içimizin de içinde sancılı itiraflara kuytular açar günahların darbesi. Vicdanımızın kulagının dibinde fısıltılı hesaplasmalara çagırır bizi pismanlıkların nefesi.